Cumhurbaşkanı Erdoğan: Almanya Kendine Çekidüzen Vermeli!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ”Alman ekonomi bakanının ülkemize yatırım yapan şirketleri ürkütmeyi, tedirgin etmeyi amaçlayan beyanlarını şiddetle kınıyorum. Almanya kendine çekidüzen vermeli” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çırağan Sarayı’nda İkitelli İstanbul Şehir Hastanesi Kredi Anlaşması İmza Töreni’nde yaptığı konuşmada, Ege Denizi’nde meydana gelen deprem nedeniyle hem Türkiye’de hem de Yunanistan’daki herkese geçmiş olsun dileklerini iletti.

Bu olayın, deprem bölgesinde yaşandığı ve afetlere her zaman hazırlıklı olmak gerektiği gerçeğini hatırlattığını belirten Erdoğan, “Dün geceki oldukça şiddetli depremde ciddi bir hasar ortaya çıkmaması, alınan tedbirlerin etkili olduğunu göstermiştir. Allah ülkemizi ve tüm dünyayı bu tür afetlerden korusun” diye konuştu.

İstanbul İkitelli Şehir Hastanesi Finansmanı Anlaşması’nın tüm taraflar için hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, yatak kapasitesi 2 bin 682 olan, bünyesinde 9 hastaneyi barındıran, günde acil, ayakta ve yatan olarak 29 bin hastaya yaklaşık 10 bin personeliyle hizmet verme kapasitesine sahip hastanenin ülkeye kazandırılmasında emeği geçenlere teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“5 bin işçi ve 400 mimar, mühendisin çalışmasıyla 36 ayda tamamlanması planlanan İkitelli Şehir Hastanemiz, İstanbul’a ve ülkemize sağlık alanında yepyeni bir vizyon katacaktır. Bu anlaşmanın, birtakım çevrelerin ısrarla Türkiye’yi siyasi ve ekonomik cendereye almaya çalıştığı, bunun için yalan yanlış pek çok iddiayı öne sürdüğü bir dönemde gerçekleşmiş olmasını ayrıca anlamlı buluyorum.”

Erdoğan, 5,2 milyar Türk Lirası tutarındaki bu finansman anlaşmasının Türkiye’nin uluslararası kredibilitesinin de yüksekliğine işaret ettiğini vurguladı.

JAPONLARA TEŞEKKÜR

Projenin hayata geçirilmesinde destekleri olan Japonlara da teşekkür eden Erdoğan, “Bu bölgedeki attığımız adımların hala dayanışma içinde, dayanışma ruhuyla devam ediyor olması, bundan sonraki sürecin de aynen Marmaray’da olduğu gibi devam edeceğini gösteriyor” dedi.

15 Temmuz darbe girişiminin ertesi haftasında Japonlarla Rönesans İnşaat’ın yetkililerinin bu anlaşmayla ilgili görüşmek üzere Ankara’da bir araya geldiğine değinen Erdoğan, şunları kaydetti:

“Kimilerinin kuru bir geçmiş olsun beyanından dahi imtina ettiği bir dönemde, böylesine yüksek meblağdaki bir anlaşmanın görüşmelerini aynı kararlılıkla devam ettirmek, ancak gerçek dostların yapabileceği bir davranıştır. Buradan ülkemize olan destekleri, güvenleri ve kadirşinaslıkları için tüm Japon dostlarımıza teşekkürlerimi tekrar ifade etmek istiyorum. Türkiye, dostları sayesinde büyük projeleri gerçekleştirebilme kapasitesi, kabiliyeti ve imkanı olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Şimdi Japon dostlarımızla önemli bir projenin de arifesindeyiz. İnşallah Sinop’taki nükleer enerji santralini de yine Japon dostlarımızla birlikte gerçekleştirmenin adımlarını atıyoruz ve bu konuda da gecikmek istemiyoruz. Süratle bu nükleer enerjiyi de bitirelim istiyoruz. Değerli dostum, Japonya Başbakanı Abe ile kısa bir süre önce Hamburg’daki G20 Zirvesi’nde bunları da etraflıca görüşme fırsatını bulduk.”

“GELİN BİRLİKTE KAZANALIM”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk milletinin zor zamanlarında yanında olan, kendisine güvenen, destek veren dostlarını hiçbir zaman unutmayacağını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz ülkemize davet ettiğimiz herkese ‘Gelin birlikte kazanalım’ çağrısı yapıyoruz. Çünkü bizim inayete değil, birlikte çalışmaya, birlikte kazanmaya ihtiyacımız var. Bu anlayışla bizimle çalışmak isteyen herkese ülkemizin kapılarının sonuna kadar açık olduğunu buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Yatırım destek ajansımız başta olmak üzere, ilgili tüm kurumlarımız, uluslararası yatırımcılara yardımcı olmaya, önlerini açmaya hazırdır. Biz böylesine iyi niyetle muhataplarımıza yaklaşırken, bazılarının ticaretle siyaseti birbirine karıştırmakta ısrar ettiklerini görüyoruz. Alman ekonomi bakanının hiçbir mesnede dayanmayan, tamamen dolaylı mesajlarla ülkemize yatırım yapan şirketleri ürkütmeyi, tedirgin etmeyi amaçlayan beyanlarını buradan şiddetle kınıyorum ve bu asla siyasete, siyasette temsil makamında olanlara yakışmaz.”

“SORUŞTURMA, ARAŞTIRMA YOK, HEPSİ YALAN”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, terör ve teröre bulaşanlarla siyasetin birbirine karıştırılmamasını isteyerek, şöyle devam etti:

“Ben, Milli İstihbarat Teşkilatımı, İçişleri Bakanımı aradım ve kendilerine sordum; ‘Şu ana kadar Alman şirketleriyle ilgili başlattığınız herhangi bir soruşturma, araştırma var mı Dün arkadaşlarımdan aldığım cevap şudur; Hiçbir Alman şirketiyle ilgili başlatmış olduğumuz bir soruşturma, araştırma yoktur, hepsi yalandır. Buradan Alman dostlarıma, tüm dünyaya şunu hatırlatmak istiyorum: Türkiye’yi karalamaya gücünüz yetmez. Bu tür şeylerle de bizi korkutmaya gücünüz hiç yetmez. Biz bugüne kadar Türkiye’de faaliyet gösteren Alman firmalarını nasıl güvence altında çalıştırdıysak bundan sonra da aynı şekilde güvence altında çalıştırmaya devam ederiz. Onların garantisi biziz, güvencesi biziz. Çünkü biz ‘kazan kazan’ esasına göre onlarla bugüne kadar çalıştık. Ama şu anda olayı farklı mecraya çekmek suretiyle Almanya’nın Türkiye ile olan münasebetlerini burada zedelemek, lekelemek isteyenler, yanlış yolda gidiyorlar. Tam aksine Türkiye’deki teröristleri Almanya’da saklayan hükümet, önce bunun hesabını vermelidir.”

”ALMANYA KENDİNE ÇEKİDÜZEN VERMELİ”

“Türkiye’den kaçan teröristler Almanya’da niçin saklanıyor?” diye soran Erdoğan, şöyle konuştu:

“Onlara orada verilen maddi destekleri neyle izah edecekler. Elimizde tüm video kasetlerle ekranlarda sürekli yayınlanan ve Avrupa Birliği’nin yasak koymuş olduğu, terör örgütü olarak kabul ettiği PKK’yı kendi caddelerinde Alman polisinin koruması altında gösteri yapmasına müsaade eden Almanya, bunu neyle izah edecek Onun için Almanya kendine çekidüzen vermelidir. Bizi de asla bu tehditlerle ürkütemez bunu bilmelidir. Kendi yargıları ne kadar bağımsızsa şunu bilmeleri lazım ki bizim yargımız onlardan daha da bağımsızdır.”

“BİZ BİN YILLARA BALİĞ BİR DEVLETİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin istihbarat ve güvenlik kuruluşlarının belli olduğunu bildirerek, şunları aktardı:

“Biz bir çadır devleti değiliz, kabile devleti de değiliz. Biz bin yıllara baliğ bir devletiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin böyle bir geleneği vardır, böyle bir geçmişi vardır. Bunlar böyle bir çalışma yürütmediğine göre bu iddia sadece uluslararası şirketlerin kafasını karıştırmaya, ülkemizi karalamaya yönelik bühtandan ibarettir. Esasen Almanya kökenli şirketler ülkemizde en rahat çalıştığımız, en güzel işleri yaptığımız kuruluşlar arasında özel bir yere sahiptir. Böyle bir kara propagandayla ülkemizde son 15 yılda 9 milyar dolara yakın yatırım yapan Alman şirketleri üzerinde baskı kurmaya çalışıldığı ortadadır. Uluslararası yatırımcıların tamamı gibi Alman şirketlerine de ülkemizin kapıları ve milletimizin gönlü sonuna kadar açıktır. Dünyada serbest pazar ekonomisi denilen bir şey var. Serbest piyasa denilen bir şey var. Ama bunlar demek ki serbest pazar ekonomisini de öğrenememiş, serbest piyasayı da bilmiyorlar. Hasbelkader yakaladıkları zenginlikle şimdi tehdit etmeye kalkıyorlar.”

Erdoğan, Türkiye’nin yabancı şirketlerle ilgili kara liste veya benzeri bir çalışması olduğu iddiasını ortaya atanları, ispata davet ederek, “Herhangi bir mesnede dayanmadan, böyle bir iddiayı dile getirmek, hiçbir sorumlu siyasetçinin yapacağı iş olamaz. Almanya’nın Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan ülkemizin ‘seyahat için güvensiz olduğu’ yönündeki uyarıyı da son derece yersiz ve kasıtlı bulduğumu belirtmek isterim. Ülkeler, dedikodularda yönetilemez. Kendilerine gelince hukuk devletinden ödün vermeyenlerin, konu ülkemiz olunca hukuku hiçe saymalarını kesinlikle kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

“MUHTEŞEM BİR G20”

G20 Zirvesi’nde adım başı polis olduğunu dile getiren Erdoğan, “Biz Antalya’da G20 Zirvesi yaptık, her yönüyle dört dörtlük olduğunu kendileri bize ifade ettiler. Muhteşem bir G20… Hala konuşuluyor. Bu denli özgürlükleri kabullenmiş, benimsemiş bir Türkiye, bu denli demokrasiyi benimsemiş, oturtmuş bir Türkiye’ye kimse bu tür kara lekeleri çalamaz. Ama yargımızı da verdikleri talimatlarla yönlendirmeye güçleri yetmez. Türkiye konusunda bu tür beyanlarda bulunan herkesi ülkelerin egemenlik haklarıyla ilgili ilkelere saygı göstermeye davet ediyorum” diye konuştu.

Erdoğan, Türkiye’nin yatırım çeşitliliği konusunda çok mesafe katettiğine işaret ederek, Avrupa ve Amerika’nın yanı sıra Körfez bölgesinden, Orta Asya ve Rusya’dan, Uzakdoğu ve Güney Asya’dan Türkiye’yi tercih eden yatırımcıların sayısının her geçen yıl artığını anlattı.

Pazar günü Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt’e ziyarette bulunacağını ifade eden Erdoğan, Körfez bölgesindeki yatırımcılara şu çağrıda bulundu:

“Türkiye, bu bölgede yaşayan tüm halkları, kardeşi olarak görmekte, hepsinin de huzur, güven ve refah içinde yaşamasını arzu etmektedir. Körfez’deki dostlarımız arasında baş gösteren kriz, bizi gerçekten üzmüştür. Bu sorunun çözümü için en başından beri samimi gayret gösteriyoruz. Kardeşler arasındaki ihtilafların kalıcı ve kırıcı olmaması için sonuna kadar çaba harcamaya devam edeceğiz. Ülkemizde yatırımı bulunan Katarlı kardeşlerimiz kadar Suudi Arabistan’dan, Birleşik Arap Emirlikleri’nden ve diğer Körfez ülkelerinden kardeşlerimizi de seviyoruz, destekliyoruz. Birlikte daha çok çalışmak istiyoruz. Aynı şekilde Kuveytli yatırımcıların, buradaki yatırımlarını daha da artırarak devam ettireceklerine inanıyorum. Siyasi sorunlar gelip geçicidir, ekonomik ilişkiler ise uzun vadeli ve kalıcıdır. Kardeşimiz olarak gördüğümüz Körfez bölgesi yatırımcılarından tercihlerini uzun vadeli ilişkilerden yana kullanmalarını bekliyoruz. Türkiye, bu kardeşlerimizin ikinci evidir. O şekilde kalmaya da devam edecektir. Çözüm yoluna girmeye başladığını düşündüğüm bölgedeki krizin tamamen ortadan kalkmasıyla, inşallah bu konuları bir daha konuşmamıza gerek kalmayacağına inanıyorum.”

“SAĞLIK, EĞİTİM, EMNİYET VE ADALETLE BİRLİKTE ÖNCELİK VERDİĞİMİZ 4 ALANDAN BİRİ”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şehir hastanelerinin, başbakan olduğu andan itibaren hayali olduğunu ifade ederek, şu bilgileri paylaştı:

“Başbakanlığım süresince büyük emek verdiğim bu projede önümüze pek çok engel çıktı, çıkartıldı. Bazı yanlış anlaşılmalar var. Şehir hastaneleri, her ilde yapmayı planladığımız hastaneler zinciri değildir. Aslında şehir hastaneleri, birinci derecede sadece büyük şehirlerimizi hedef alan hastaneler zinciridir. Bu projelerin ilk adımlarını atmaya başladığımız 2005’ten itibaren özel bir kanun çıkarmak dahil tüm sorunları birer birer çözerek, 2013’te ilk 15 hastaneyle ilgili imzaları atmayı başardık. Şu anda 2017’deyiz, hala 2013’te sözleşmesini imzaladığımız hastanelerden inşaatına başlayamadıklarımız var. Tüm desteğime ve gayretime rağmen böyle bir gecikme ortaya çıkmasından dolayı da fevkalade müteessirim. Buradaki kayıp şahsımın değil, ülkemin kaybıdır.

Bunun yanında hamdolsun şu ana kadar Yozgat, Mersin, Balıkesir ve Isparta şehir hastanelerini hizmete açtık. Kayseri, Adana, Ankara Bilkent ve Manisa şehir hastanelerini bu yıl sonuna kadar hizmete açıyoruz. 2019’da da Eskişehir, Elazığ ve Konya Karatay şehir hastanelerini devreye almayı planlıyoruz. Diğer yıllarda da bu açılışlar sürecek ve böylece toplamda 28’i şehir hastanesi olan 31 projeyi ülkemize kazandıracağız. Şu anda 21 projeyle ilgili çalışmalar sürüyor. 10 proje de ihale onay ve fizibilite aşamasındadır. Toplamda 42 bin yatak kapasitesine sahip bu projelerin ülkemizle birlikte tüm dünyada da sağlık hizmetlerinin standardının yükselmesine katkı sağlayacağına inanıyorum.”

Bazı ülkelerin hala sağlık reformu tartışmalarıyla meşgul olduğu bir dönemde, Türkiye’nin reformu çoktan tamamladığını dile getiren Erdoğan, “Şimdi bunun üzerine daha büyük bir reformu inşa etmenin gayreti içindeyiz. O da ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ Bu anlayışla ülkesine hizmet veren bir kadro olarak sağlık konusu, eğitim, emniyet ve adaletle birlikte öncelik verdiğimiz 4 alandan biridir. Tabii ki fiziki imkanların, fiziki mekanların bitmesi yeterli değil. Bunun içini bir şeyle doldurmamız lazım. Nedir Doktorudur, sağlık elemanlarıdır, hemşirelerdir, diş hekimleridir, eczacılardır. Bunlara yönelik de artık tıp fakültelerinin adedi, bunun yanında sağlık bilimleri üniversitelerini Türkiye’de yaygınlaştırmaya başladık. Üniversitelerimizden yetişecek doktor kadrolarımızla, hemşire kadrolarımızla, sağlık memurlarımızla, diş hekimi, eczacı, fizyoterapist vesaire bütün bunlarla beraber biz, artık bu fiziki mekanlarda da bu sıkıntıları minimize edeceğiz. Sağlık alanında kaydettiğimiz gelişmelerin en büyük şahidi bizatihi milletimizin ta kendisidir” diye konuştu.

“‘HALK İÇİNDE MUTEBER BİR NESNE YOK DEVLET GİBİ”

Erdoğan, eski günleri bilmedikleri için gençlere başarılan dönüşümün önemini ve hastanelerde koğuş sistemiyle yatıldığı günleri anlatmakta zorlandıklarını belirterek, hijyenik koşulların olmadığı dönemlerden pırıl pırıl hastanelere gelindiğini, daha da iyi olacağını söyledi.

Sabah erken hastaneden numara aldığı, bir röntgen için 7-8 ay sonrasına gün alındığı dönemleri hatırladığını aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

“Şimdi böyle bir şey söz konusu değil. Bunlar aşıldı. Dünyadaki tüm sağlık sektöründe röntgenden MR’ından tomografisine, ultrasonografiye varıncaya kadar ne varsa, bunların hepsi bugün ülkemizde var. Buraya geldik. Hizmete açmaya başladığımız şehir hastaneleri gençlerimize de güncel bir mukayese imkanı verecektir. Bu hastaneleri hizmete açtığımız yerlerdeki vatandaşlarımızın duygularını, düşüncelerini, memnuniyetlerini kelimelere dökmek gerçekten çok zor. Aldıkları sağlık hizmetinin kalitesi karşısında buraların paralı olduğunu sanarak hala tedirginlik yaşayan vatandaşlarım olduğunu biliyorum.

Dünyanın en cesur, en kahraman, en dirayetli milletine, tarihiyle, kültürüyle, medeniyetiyle en köklü ülkesine yakışan hizmet neyse vatandaşlarımıza onu getirmek boynumuzun borcudur. Bunu ta Kanuni’den başlayan bir medeniyet süreci olarak söylüyorum. O da -tercümeyi yapanlar dikkatli yapsın- ‘Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi. Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.’ Tercümeyi kolaylaştırayım. Bir devlet sağlıklı bir nefes için devletini feda etmeye hazır olmalıdır. Bu önemli. İnşallah 2023 hedeflerimizi gerçekleştirerek, bu hizmetleri çok daha ileriye çıkartacağız.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, kamu-özel sektör işbirliği projeleri alanında dünyada bir marka haline geldiğini, G20 Zirvelerinde ve ekonomi içerikli tüm büyük toplantılarda, Türkiye’nin bu alandaki başarısının takdirle ifade edildiğini söyledi.

Dünyadaki kamu-özel sektör projelerinin yaklaşık yüzde 40’ını gerçekleştiren Türkiye’nin, bu sayede sadece bütçe imkanlarıyla çok uzun yıllar boyunca tamamlanamayacak pek çok projeyi kısa sürede hayata geçirdiğini anlatan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“İstanbul’da inşası süren dünyanın en büyük havalimanından Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne, Osmangazi Köprüsü dahil İstanbul-İzmir Otoyolu’ndan Avrasya Tüneli’ne, şehir hastanelerinden enerji yatırımlarına kadar pek çok proje, bu modelin ürünüdür. Şu anda Akkuyu Nükleer Enerji yine bizim bu projemizin bir ürünüdür. Japonya-Fransa-Türkiye olarak başlayacağımız Sinop Nükleer Enerji inşallah o da bu zincirin bir halkası olacaktır. Bu projeler için kamu-özel sektör işbirliği yanında bir de finansman desteğine ihtiyaç var. Ülkemizdeki projelere finansman desteği sözü veren kimi kuruluşların daha sonra hiçbiri de ticari temele dayanmayan, tamamen siyasi gerekçelerle bundan vazgeçtiklerini gördük. Buradaki amacın, ülkemizi zor duruma düşürmek olduğu apaçık ortadadır. Buna rağmen Türkiye kimi zaman kendi bankalarının, kimi zaman yurt dışındaki dost ülkelerin, finans kuruluşlarının desteğini alarak, bu sıkıntılarını aşmayı başarmıştır. ”

“KENDİ GÜVENİLİRLİKLERİNİ YOK EDENLERLE BİZİM İŞİMİZ YOK”

Kamu-özel sektör işbirliği projelerindeki uluslararası ortaklara, Türkiye’ye getirdikleri teknoloji ve birikim bakımından da çok önem verdiklerini belirten Erdoğan, “Birinci havalimanı ile alakalı uluslararası bankalar, finans sektörü girmedi, çekildiler, girmiyoruz dediler. Ben yerli bankalarımıza başta devlet bankaları olmak üzere bu konuda tavsiyemi yaptım. Sağ olsun 5 bankanın kurduğu konsorsiyumla süreç başladı, ondan sonra da uluslararası finans sektörü ‘Bizi de alır mısınız ‘ demeye başladılar. Çünkü baktılar ki bu iş olacak. Şu anda da onlara ihtiyaç kalmadan iş yürüyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, savunma sanayi gibi stratejik alanlarda ve yüksek teknolojiye dayalı her konuda bu işbirliğinin daha değerli olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Türkiye’yi gelişmekte olan ülke kategorisinden gelişmiş ülke kategorisine çıkarmak için her alanda yüksek teknolojinin tasarımı, üretimi ve kullanımına geçmek zorunda oluğumuzu biliyoruz. Teknoloji transferi bir yere kadar işimizi görür ama asıl olan bunun araştırma, geliştirme, ürüne dönüştürme safhalarını yapabilmemizdir. Bunun için de dostlarımızın desteğine, katkısına ihtiyacımız var. Türkiye’nin darbe girişimi gibi bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketlerden birini yaşadığı dönemde dahi yatırım yapılabilir bir yer olduğunun en büyük kanıtı işte bu projedir. Uluslararası aktörler, kredi derecelendirme kuruluşları gibi tamamen siyasi yönlendirmelerle not açıklayan kuruluşlara değil, ülkelerin gerçeklerine bakıyor. Türkiye gerçeğiyle apaçık ortadadır. Güya tüm dünya için ortak ekonomi, siyasi, sosyal standartlar belirleyen ama kendi işlerine gelmediğinde bunların hiçbirine uymayan kimi ülkelerin ve kuruluşların foyası, yaşanılan her hadiseyle biraz daha ortaya çıkıyor.

Türkiye’yi AB’ye almayanların, şartları uygun olmayan nice ülkeyi birliğe buyur ettiğini gördükten sonra artık bunların hiçbirine şaşırmıyoruz. Kendi elleriyle, kendi güvenilirliklerini yok edenlerle bizim işimiz yok. Yolumuz da aynı değil. Türkiye yeniden şekillenen dünya siyasetinde ve ekonomisinde, kendine en doğru, en adil, en kazançlı yeri mutlaka bulmuştur, bulacaktır. Ne terör örgütlerinin azgın saldırıları ne de uluslararası düzeyde sergilenen ikiyüzlülükler buna engel olabilir. Genç yaştaki Necmettin Yılmaz öğretmenimizi şehit eden terör örgütlerine karşı güvenlik güçlerimiz, bir hafta, on gün içinde hepsini buldu, gereğini de yaparak onları etkisiz hale getirdi. Türkiye artık bu. Hiçbir zaman şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak. Atalarımızın dediği gibi şunu da bilmemiz lazım, su akar yatağını bulur.”

“YATIRIM YAPAN HERKES TÜRKİYE’DE KAZANACAKTIR”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin, bölgesindeki krizlere ve kendisine yönelik saldırılara rağmen büyümeyi, gelişmeyi, ilerlemeyi sürdürdüğünü ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Geçtiğimiz yıl yüzde 2,9’luk büyüme oranıyla beklentilerin üzerine çıkarak, Avrupa’ya göre oldukça iyi, dünya genelinde de takdire şayan bir başarı elde etti. Bu yıl da ilk çeyrekteki yüzde 5’lik büyüme oranıyla yine pek çoklarını şaşırtan bir başarı ortaya koydu. İnşallah ikinci çeyrek çok daha farklı gelecek. Ben buna da inanıyorum. Son 4 yıldır kesintisiz saldırı altında bulunan Türkiye, artık aydınlığa doğru yol almaya başlamıştır. Üretimde, ihracatta, istihdamda, borsada, ekonominin her alanında güzel haberler ve sinyaller gelmeye devam ediyor.”

Borsada yüzde yüzün üzerindeki sıçramanın bir çoklarını ciddi manada şaşırttığını anlatan Erdoğan, “Böyle bir dönemde güvenen ve yatırım yapan herkes Türkiye’de kazanacaktır” dedi.

Erdoğan, imzalanacak finansman anlaşmasının taraflar için hayırlı olmasını dileyerek, böyle ciddi rakama baliğ, yüzde 80’ini kreditörlerin temin ettiği, yüzde 20’si öz sermaye olmak üzere ciddi bir dayanışmanın ortaya konulacağı bu yatırımın, Türkiye’de bir numara sağlık yatırımı olarak dünyaya örnek olacağına inandığını kaydetti.