“Tiyatroya Gidememe Katastrofisi!” Üzerine Katastrofik Bir Eleştiri!

Selamlar sayın Zeynep Aksoy.

Bir süredir profesyonel olarak tiyatro eleştirmenliği yapan birisi olduğunuzu söylemişsiniz. Hatta sosyal medyada bu sürenin 20 yıl olduğunu söyleyen arkadaşlar gördüm. Onun üzerine içimde-hiç bu konuya değinme isteği yokken-durup dururken bir dürtülme hissettim. İşte bunun üzerine kaleme alınacaktır bu yazı…

Öncelikle okumamış olanlar için o yazı;

http://m.t24.com.tr/yazarlar/zeynep-aksoy/tiyatroya-gidememe-katastrofisi,18566

“Ben tiyatro eleştirmeniyim, profesyonel olarak tiyatro üzerine yazıyorum bir süredir.” cümlesiyle girişinizle ilgili -sanki sansasyonel bir yazı yazayım da biraz isim olsun havası sezdiğimden kaynaklı olarak- birkaç cümle edecek oluyorum ama vazgeçiyorum. Zira sizin bir süredir dediğiniz süreyi yirmi yıl olarak tanımlayanlar var. Neyse bunlar kuruntular buraları geçelim.

Çok yakın bir zamana kadar şehrin öbür ucuna gitmeniz gerekmeden oyun izlediğinizi söylemişsiniz sonra da Kadıköy’e falan giden tiyatroları eleştirmişsiniz. Gerekçeniz de merkezi, yaşadığınız yer olan Taksim olarak almanız.

Bakın ne diyeceğim, siz tüm tiyatro eleştirmenlerini Taksim civarında toplayın, ben de sırf eleştirmenlere özel olarak tüm eleştirmek istediğiniz oyunları taksime getireyim mesela, nasıl çözüm? Böylece eleştirmenlere özel onların sahasında gösteri yapılmış olur, eleştirmenler de uğraşmak zorunda kalmadan oyun izlerler?

Ha ayrıca “Merkez Bizans’tan beri Beyoğlu ve Taksim’dir, oyun izlemek istiyorsan bir zahmet buraya gelirsiniz/gelirdiniz” demişsiniz. Yani “oyun izlemek için bir zahmet bir yerlere gidildiğinin” de bilincindesiniz. O halde şimdi biri size çıkıp, “yahu siz de eleştirmensiniz, bunu iş edinmişsiniz, bir zahmet kalkın Moda’ya, Kadıköy’e, Ataşehir’e gidiverin” dese haksız mıdır? Bence değildir, şu halde “Benim Ataşehir’de ne işim var?” sorusunun cevabını da bulmuş oluyoruz, nedir o cevap? İşin buysa gideceksin…

Bir tiyatro eleştirmeni olduğunuzu söyleyip adeta bir şehir planlamacısı gibi yazmışsınız. Bununda da kalmayıp “tiyatro eleştirisi”ni mekanlarla sınırlı tutmuşsunuz.

Ben bir tiyatro eleştirmeninden Moda sahnesinin “oyunlarını” eleştirmesini beklerim, lise sahnesinden bozma kafesiyle ilgilenmesini değil. İç mimar mısın? Sana ne işin o kısmından? “Şehir hatları vapuru 21.30’da bittiğine göre ben oraya oyun izlemeye neden gideyim? Sonrasında dolmuşla vapur ışıklarından yoksun simsiyah bir boğazın içinden geçerek eve dönmek için mi?” diye sormuşsunuz. Belki haddim değil ama siz boğaz manzarası izlemek istiyorsanız, bir pazarınızı ayırın, ister vapurla, ister dolmuşla, ister bisikletle doya doya gezin, vapur ışıklarından bile yoksun olmayan boğazı ve işiniz bitince de geri dönün.

Sorunuza geri gelecek olursak siz oraya “oyun izlemeye” gideceksiniz. Tiyatro yapmanın bu kadar zor olduğu dönemde ısrarla tiyatro yapan insanların ürettikleri oyunları izlemeye… Hadi geçelim tiyatro yapmanın bu kadar zor olduğu dönemi falan oraya hiç değinmeyelim ne gerek var. Siz tiyatro eleştirmenisiniz ve gidip “oyun” izleyeceksiniz. Tek işiniz bu. Kötü oyun yapmışlar diye eleştireceksiniz belki sonrasında ama eleştirmiş olmak için değil bir sonrakinde daha iyisine ulaşsınlar niyetiyle. Belki “çok iyi oyun” diyeceksiniz. Belki oyunun türüne göre kendi katarsisinizi yaşayacaksınız, belki gülmekten karnınız ağrıyacak, belki derin düşüncelere gark olacaksınız, belki çıkar çıkmaz unutmak istediğiniz bir şey izlemiş olacaksınız… Fakat siz “Dönüşte boğaz manzarasını da izlerim ohhh” diyerek tiyatroya gidemezsiniz, hele hele bir süredir profesyonel olarak tiyatro eleştirmenliği yapıyorsanız.

Ben tiyatro eleştirmeniyim ve insan gibi sekiz vasıta değiştirmeden oyun izlemek istiyorum” demek ne demektir gerçekten anlamış değilim.

Ben mühendisim kardeşim neden karşıda bir firmada çalışıyorum, evime yakın bir firma açılsın?

Ben çöpçüyüm kardeşim neden Beylikdüzü’nün çöpünü temizliyorum, Tuzlada oturduğuma göre Tuzlayı süpüreyim?

Ben öğretmenim kardeşim, ben işçiyim kardeşim, ben aşçıyım kardeşim…

Bakın uzuyor gidiyor liste. Herkes işini icra etmek için bir yerlere gidiyor. Ne yani sırf siz merkez dediğiniz Taksim’de oturuyorsunuz ve yılda bir iki oyunu izleyip eleştireceksiniz diye, Kadıköy’de Ataşehir’de, Beylikdüzü’nde ikamet eden tüm oyuncular kalkıp sizin orada mı oynasın? Bakın bunları tamamen sizin argümanlarınızın saçmalığını daha kolay mukayese edebilesiniz diye yazıyorum. Yoksa öyle düşündüğümden değil, öyle bir bakış açısıyla bakarsanız, tam karşılığında böyle bir bakış açısı da doğar yani demek için…

“Paranızı Beyoğlu’na yatırın, Ataşehir ne, Maslak ne, İstanbullu değil misiniz ya da olmak mı istemiyorsunuz, sorun nedir? Anlayamıyorum, anlamak da istemiyorum” dediğiniz final cümlesine ben de anlamak istemeyerek baktım kaldım… Vallahi Beyoğlu’nda dededen kalma arazileriniz var da değeri artsın diye mi uğraşıyorsunuz diye bile geçti aklımdan.

Ben Ankara’da yaşıyorum, Moda Sahnesi, Dot, Entropi vs. oğlum manyak mısınız niye İstanbul’da sahne açıyorsunuz? Sizin yüzünüzden tiyatro eleştirmeni olamadım ben! Yılda bir iki sefer Ankara turnesi yapıyorsunuz onda da Merkez’den uzaktasınız. Gelip gidemiyoruz. Ben mecbur muyum Aşti’nin ne idüğü belirsiz anonslarını duyup, sokak lambalarının bile yanmadığı yollardan geçerek İstanbul’a gelip oyun izlemeye? Sizin yüzünüzden işimizi yapamıyoruz arkadaş. Bakın Türkiye’nin merkezi yani başkenti tee Bizans’a kadar uzanmasa bile 1923’ten beri Ankara’dır, gelin şurada yapın oyunlarınızı. Merkezden ne uzaklaşıyorsunuz?